Ana Sayfa
Foto Galeri
Benim Midyatım
Midyat Linkleri
Midyat ve Midyat'lılara ait ilk site. 1997'den bugüne...
Menüler
Ana Sayfa
Midyat Star FM
MİDER Derneği
MidyatNET Logolar
Foto Galeri
Midyat Evleri
Midyat Tarihçesi
Midyat Köyleri
Taş İşleme Sanatı
Midyat Camileri
Manastır ve Kiliseler
Midyat Yemek Kültürü
Telkari Sanatı
Süryaniler
Yezidiler
Benim Midyatım
Yeni fotoğraflar
Telefon Rehberi
Midyat?ta Basın
Tarihi fotoğraf Galerisi
Yeni fotoğraflar eklendi...
Midyat Linkleri
M. Lisesi Fotoğraf Albümü
E-devlet linkleri
Gezi Rehberi
A?den Z?ye Ulaşım
Midyat festivali
English information
Fotoğrafçıların Gözünde Midyat
İletişim Bilgileri
0482 464 13 64
0482 464 39 09
midyat.net@gmail.com
www.midyat.net
Işıklar mah. gölcük sk. no 5/1 Midyat MARDİN
Adaletin Gölgesinde Yitik Düşler
Bazen şu karasineği kadar değeri olmayan fani dünyada hayatına nihayet vermek istiyor insan. Ya da Azgın suların şiddetli dalgalarına bırakmak istiyor kendini korumasız, güvencesiz.
Hayat dediğimiz şey, bir gelip - geçme güzergâhı aslında. Ömür yolculuğunda kısa süreliğine durulacak sahipsiz bir kervansaray. Hiç kimsenin mülkünde olmayan, herkese eşit verilmiş, kendisine emanet bırakılmış geniş bir arazi parçası.
Niceler gelip, göçtüler. Niceler toprak oldular. Bizler de baki değiliz. Bizden sonrada nice niceler…
Öylese neden bu kin, bu nefret, bu haset ve çekememezlik? Bu kadar ölümler neden? Neden birbirimize düşman oluyoruz, neden vuruyoruz, vuruluyoruz? Nede ölüyoruz, öldürülüyoruz?
Hepimize yetecek kadar yer varken, hepimize yetecek kadar yem verilmişken, birbirimize saldırmamız neden?
Bize sonsuz güzellikler, sınırsız nimetler, koşulsuz sevgiler vermişken, bu güzelim dünyayı neden birbirimize zindan ediyoruz?
İyilikler, dostluklar, sevgiler dururken, bunca kötülükler neden?
Dillerimiz, dinlerimiz, renklerimiz farklı olsa da, aynı gökyüzünün maviliğini paylaşmıyor muyuz? Aynı havayı solmuyor muyuz? Hepimiz aynı toprağın köklerinden almıyor muyuz nefesimizi, hislerimizi, düşündüklerimizi…
Öylese bu kavga neden? Bu düşmanlık, bu öldürücü kin, bu yıkıcı nefret, ayırıcı husumet neden acaba?
Uzadıkça uzuyor nedenler. Birbirine zincirliyor kafamdaki sorular, sualler. İnsanın kendi bencilliğinden, üstün gelme güdüsünden, dünya ihtirasından, aç gözlülüğünden, sürekli diğerleriyle rekabet içinde ve daima bir galip gelme yarışındadır.
Oysa sonu ölüm bir savaşın muzafferi hiç kimse değildir.
‘İnsan insanın kurdudur’(homo homonı lupus) der Thomas hobbes. İnsana zarar veren, onu aşağılayan, onu vuran, öldüren, haklarını gasp eden, ellerinden alan, açlığa, sefalete sürükleyen, varından, memleketinden ırak diyarlara göç ettiren, köylerini yıkıp, yakan, onu katleden, perişan bırakan, anneyi çocuksuz, çocuğu yetim bırakan, yine insandır. Her kötülüğün mimarisi yine insandır. Onun mucidi, patentli sahibi…
Gittikçe artıyor yalnızlığımız, uzaklaşıyoruz birbirimizden. Birbirimizden uzaklaştıkça, yabancılaşıyoruz, yabancılaştıkça, birbirimizi tanımamaya başlıyor ve düşman oluyoruz. Düşmanlığımız arttıkça, aramıza koca hudutlar çiziyoruz. Bu sefer bu duvarları yıkmak için mücadele ediyoruz birbirimizle sabahtan akşama.
Bizden farklı olanı ötekileştiriyoruz. Bizim gibi düşünmeyeni hain, bölücü ilan ediyoruz. Bizden olmayanı, bizim gibi yaşama hakkı olduğunu unutuyoruz. Kendimizi dünyanın merkezi zannediyor, sadece bizim ekseninde dünyanın döndüğünü düşünüyoruz. Başkalarının bunu söylemesine, aynı hakları sahiplenmesine tahammül edemiyoruz.
Birbirine eklendikçe, katmerleşiyor, çoğalıyor bu sefer problemlerimiz. Sorunlarımız artıkça artıyor. Çözüm noktasında fikirler üretmek yerine, sorunu başkasında görüyor, haksız yere onu itham ediyor ve ona saldırmaya başlıyoruz kalabalıkça.
Sorunu yaratan, onu suça iten sebepleri aramak yerine, küçücük çocukları yaşlarından büyük cezalarla yargılıyoruz. Onu mavi düşlerle örülü hayatından koparıp, paslı parmaklıklar arkasına kilitliyoruz.
Hayatın gülşeninde yeni yeşermiş gonca gülleri, nazlı menekşeleri dalından kopartıp, soğuk kuyuların dibine mahkûm ediyoruz. Hiçbir insanın vicdanının taşıyamayacağı, hiçbir yüreğin kaldırmayacağı, dünyanın hiçbir yerinde bu zulmün kabul görülmeyeceği, bir muameleyi reva buluyoruz sabi, günahsız çocuklara.
Güneşin aydınlığında geleceğe gülümseyen düşlerini, adaletin gölgesine gömüyoruz. Rutubetli duvarlar arasında yitiriliyor, küf tutuyor rüyaları. Soğuk odalarda üşüyor yalnızlıkları, özlemleri, özgürlükleri…
Bu mu? Çocuklara, yaşamaya layık gördüğümüz. Bu mu? Adına hayat dediğimiz. Yaşamakla övündüğümüz? Hayatı tanımadan karanlığa ittiğimiz, düşlerini paramparça ettiğimiz, geleceklerini kararttığımız, özgürlüğünü vurduğumuz, sevincini, mutluluğunu ellerinden aldığımız, masum günahsız çocuklara bahşettiğimiz hayat bu mu?
Yazarın Diğer Yazıları
BAŞLANGIÇ
Marina
MİDYAT?IN EĞİTİM SORUNLARI
KIRK DÖRT PARÇA MARDİNİM
HASANKEYF
DÜŞÜNCE BUHRANINDA BOĞULMAK
EĞİTİMİN YERELLEŞMESİ
ÖĞRENCİLİK VE DÜŞÜNCE ANLAYIŞI
İMGE... RİTÜEL... ANANE
DİLARA
BARIŞ
MERHABA EVÎN
SİYASİ CEPHELLEŞME VE REFERANDUM
DENİZ GÖRMEMİŞ ÇOCUKLAR
BAYRAMA VUSLAT
GALATA KULESİNDE İSTANBUL?U SEYREDİYORUM
GÖNÜL VADİSİNDE CAĞLAYAN DUYGULAR
Dargeçit?te çocuk olmak...
Adaletin Gölgesinde Yitik Düşler
DEDEM SEYİT TAHIR
Yabancılaşmak
Dinar
ACININ GEÇMİŞİ
MARDİN
DARA
YAPILMIŞ YORUMLAR
henüz yorum yapılmamış...
Yorum Yaz / Bilgi Ekle
Yorumunuz (yazınız) editörlerimizce indelendikten sonra burada yayınlanacaktır...
Adınız/Soyadınız
*
E-mail adresiniz
Yorum Detayı
*