Midyatlı olmama rağmen sanırım en verimli yıllarda dışa açılmanın olumsuz sonuçlar zincirinin en büyük halkası olarak, bölgenin çeşitli sosyokültürel olaylarda izlenen prosedürlerinden bihaber olduğumu son zamanlarda tanık olduğum bir olaydan sonra anladım. Demek ki yaşamadan bilinmiyormuş, evet kız istemenin de bir yolu yordamı var ve üzerinde düşünüldüğü zaman hayli manidar “ideolojiyle yüklü” bir takım kırılmaz kurallar bunlar.
Sorulması gereken asıl soru şu: anane bir zenginlik, bir toplumsal anlaşma yolu olduğu kadar bağlayıcı kısıtlayıcı ve ötekileştirici mi? Değişen sosyo kültürel konteksler içinde bu ananelerin ne kadarı alınıp uygulanmalı ve ne kadarı terk edilmeli?
Doğrusu bizzat kendi akrabalarım arasında cereyan eden bu olayda evlilik için öne sürülen şartları duyunca önce bir yaşıma daha girdim sonra da keşfettiğim her yönüyle memleketimin beni her geçen gün ne kadar yaşandırdığını hissettim…
Söz konusu şartlar özetle şu: Damat adayı istediği kızın amca ve dayılarının hepsine altın birer hediye almak zorunda olmakla kalmayıp erkek kardeşi ve/veya abisine de hatırı sayılır bir altın bağışında bulunmak zorunda!!! Bunlar damat tarafının yerine getirmekle yükümlü olduklarının sadece bir kısmı üstelik.
“Nasıl yani?!!” deyip ilk şoku atlattıktan sonra bu adetlerin altında yatan mental motivasyonları sorduğumda aldığım tafsilat şu oldu. Evliliğin gerçekleşmesi için istenenler aslında “verilecek kızın” değerinin bir göstergesiymiş (anlaşılan o ki gelin tarafı bu işi ucuza getirmeye niyetli olmuyor çoğu zaman) ve istenenlerin amca ve dayılar için olması kızın sahipsiz olmadığını gösteriyormuş (akrabaların çokluğu ve bir aradalığı bir çeşit güç göstergesi çünkü). Gelinin erkek kardeşine yapılan altın bağışı ise bu kardeşin onurlandırılmasıymış.
Bunlar bu prosedüre yüklenen manevi anlamlar. İşe diğer taraftan bakıldığında aslında bunun “altın günleri”nde uygulanana benzer bir çeşit alış veriş olduğunu görüyoruz. Yani istenen her şey bir gün geri verilmek üzere isteniyor ve amca-dayı takımının, buna erkek kardeş de dahil, düğünde bir takı takması için bir nevi yatırım yapılıyor. Söz gelimi gelinin amcasının düğünde bir bilezik takacağından emin olunduğu için damat adayından ona (amcaya) bir yüzük alınması isteniyor. Her ne kadar artık yavaş yavaş terk edilen başlık parası uygulamasına getirilen bir alternatif olduğu çok açıksa da bütün bunların açıldığı kapı aslında şu: Bir alırsak on veriyoruz!
Hediye alıp vermenin oldukça önemli olduğu bölgemizde bunu anlayabilmek mümkün ama ilk duyuşta geçirilen şok yeni neslin içinde yetişmiş olduğu kontekstin farklılığının en doğal bir sonucu. Evet, yapılan tafsilattan sonra tepkim biraz yumuşadı ama yine de anlamlandıramadığım, en azından artık düzen eskisi gibi olmadığı için uygulanırken bir tarafı mağdur eden, ötekileştiren ve kadının toplumsal arenada metalaştırılmasına en büyük katkıyı yapan ananelerin yeniden yorumlanıp günümüze uygulanması gerektiğini düşünmeden edemedim.
Bir yandan zenginliğimiz olduğunu ileri sürerek belki de küreselleşen dünyada daha bir hararetle savunduğumuz bu geleneklerin değişen zaman içinde iyi taraflarının alınıp pörsüyen yanlarının terk edilmesi de söylenildiği kadar kolay değil. Durkheim in “mekanik toplum” tanımına uyan ve kapitalistleşme evrimini hala tamamlamayan ülkemiz hala geleneksel bir yapıya sahip ve modernleşme yolunda ilerliyor gibi gözükse de “hissedilen” değişim her tarafında eşit değil (kırsal bölgelerde hala geleneklerin daha çok uygulandığı gerçeğini burada tekrar etmeye gerek yok sanırım). Bundan başka gelişen eğitim ve ulaşım imkanlarıyla yeni neslin birbirine daha kolay entegre olması, özellikle üniversite eğitimi için geçici de olsa bir dışa açılma farklı kültürleri tanıma görme ve kendi kültürüne de aynı oranda yabancılaşma söz konusu. Durum böyle olunca bu entegrasyonun kendini en çok gösterdiği alanlardan biri de kaçınılmaz olarak evlilik oluyor. Farklı kültürlerden aileler evlilik vasıtasıyla bir şekilde karşı karşıya geldiğinde ananelerdeki bu farklılıklar sorun teşkil edebiliyor ve gençler daha evlenmeden aileler arasında vuku bulan bu anlaşmazlık ilerideki evlilik hayatını da hiç şüphesiz olumsuz yönde etkiliyor. Çocuklarıyla gelenekler arasında kalan aileler ise kendi sosyal çevreleri tarafından dışlanma ve ayıplanma tehlikesiyle karşılaşıyor.
Ne var ki hararetle savunduğumuz “zenginliğimiz” ananelerimiz daha önce belirttiğimiz gibi ideolojilerle yüklü ve ne yazık ki kadını metalaştırması bakımından “ötekileştirici”. Toplumsal alanda üstlendiği tek rol annelik olan kadının gündelik hayata aktif katılımından çok önce şekillenen gelenekler hala uygulandığında ne yazık ki bahsettiğimiz sonuçları doğuruyor. Söz gelimi gelinin erkek kardeşi kız kardeşi üzerinden “kendi düğününde kullanmak üzere” hatırı sayılır bir gelir elde ediyor. Başlık parasına bir alternatif olarak çıktığı için aslında amaç olarak da aynı noktada kesiştiklerini söylemek yanlış olmaz. Geçmişte kız için istenen başlık parası aile için adeta bir kurtarıcı niteliğinde olduğundan ne yazık ki çok erken yaşlarda birçok kadın evlendirilmiştir sırf bu yüzden ve biz hala bu adetleri izlemekteyiz.
Olan, adetlerle çocukları arasında kalan anne babalara, aileler arasındaki çekişmelerin kurbanı olan gençlere kısacası adetlerin ezici baskısı altında kalan ailelere olurken, değişen şartlarda bir külfet halini alan adetleri ne dereceye kadar izlemeli ne dereceye kadar terk etmeli sorusunu cevaplamaya çalışırken doğrusu ben işin içinden çıkmadım… Ya siz?
TUBA YILDIZ - 2010-02-05 13:19:57Çok güzel bir konuya değinmişsin canım. Bu sorunun içinden nasıl çıkılır ben de bilmiyoreum ama her ne kadar olumsuz yönleri varsa da bu ananeler kültürel zenginliğimizin bir parçası...
Adınız/Soyadınız *
E-mail adresiniz
Yorum Detayı *