İçimizde biriktirdiğimiz bazı duygularımızı çoğu zaman saklar,kimseyle paylaşmak istemeyiz. Ne olursa olsun.Bize ait olduğunu düşünürüz çünkü.Ve öyledir.Sonra bir gün,anlatmak isteriz ;ancak çevremizde kimseciklerin kalmadığını görürüz, gözlerimizi açtığımızda.Kalanlar ise, zaten bizi dinlemeyecek kadar yoğun olduğunu dile getiren kişilerdir.Olsa da olmasa da fark etmez varlıkları,dediklerimizdir.Yani yalnız başımıza kaldığımızı geç de olsa anlarız.Bu sefer anlatmak istediklerimizi,anlatmak istesek de dinlemek ihtiyacı duymazlar;çünkü bir kere kırmışızdır farkında olmadan hayatımızdaki değerli kişileri.Vakit çok geç olmuştur,en net tabirle.Sende rotasını kaybetmiş bir gemi misali oradan oraya dönüp dolaşırsın.Nereye gideceğini bilmeden.Dolaşmak zorundasın belki de,kim bilir.
Şimdi durup dururken bunları söylemenin ne anlamı var veya zamanı mı bunları burada anlatmanın? Haklısınız.Belki de sizlerin beni dinleyebilecek kadar değerli kişilerden olduğunuzu düşünüyorum,ya da öyle düşünmek istiyorum.Yoksa ne diye anlatma ihtiyacı duyayım ki.Diğer bir deyişle sizler de, çekip gitmeden uzaklara, içimde biriken kapalı sözcükleri açmak istedim,geç kalmadan…
Uzatmadan fazla,asıl konumuza geçmek istiyorum.
Geçenlerde izlediğim bir film,bana o kadar çok güzel şey anlattı ki.Tabii ‘’görmesini bilene’’. Aslında izlediğim, yıllar önce kaleme alınmış bir kitaptan uyarlanmış bir filmdi.Peki ‘kitap, bu film kadar haykırdı mı’ diyecek soracak olursanız? Bilmiyorum,ama filmin ne derece,nasıl seslendiğini çok iyi gördüm,anladım.
aksoy mehmet salih - 2010-11-24 19:25:49harun bey yazılarını takip ediyorum .çok güzel başarılar devamını diiyorum
Adınız/Soyadınız *
E-mail adresiniz
Yorum Detayı *