Ana Sayfa
Foto Galeri
Benim Midyatım
Midyat Linkleri
Midyat ve Midyat'lılara ait ilk site. 1997'den bugüne...
Menüler
Ana Sayfa
Midyat Star FM
MİDER Derneği
MidyatNET Logolar
Foto Galeri
Midyat Evleri
Midyat Tarihçesi
Midyat Köyleri
Taş İşleme Sanatı
Midyat Camileri
Manastır ve Kiliseler
Midyat Yemek Kültürü
Telkari Sanatı
Süryaniler
Yezidiler
Benim Midyatım
Yeni fotoğraflar
Telefon Rehberi
Midyat?ta Basın
Tarihi fotoğraf Galerisi
Yeni fotoğraflar eklendi...
Midyat Linkleri
M. Lisesi Fotoğraf Albümü
E-devlet linkleri
Gezi Rehberi
A?den Z?ye Ulaşım
Midyat festivali
English information
Fotoğrafçıların Gözünde Midyat
İletişim Bilgileri
0482 464 13 64
0482 464 39 09
midyat.net@gmail.com
www.midyat.net
Işıklar mah. gölcük sk. no 5/1 Midyat MARDİN
BİR PYGMALION ÖYKÜSÜ
Bir ki üç ve işte kız yukarıda... Üçüncü adımı bulmadan ayakları yerden kesiliyor. Sanki metabolizması yemiyor içmiyor helyum üretiyor da kız uçan balonlar gibi havalanıyor. Ama normal bunlar. Merkürü balığa kaymış çünkü. Üç adım attığına bile şükretmeli. O bu dünyaya ait değil çünkü. Ruhunun yarısı diğer tarafta. Uçsuz bucaksız bir manzara karşısında, hele ki güneş batıyorsa, Harry Potter daki ruh emiciler tarafından ruhu soğuruluyormuş gibi o sonsuzluğun bir parçası ola yazması da bundan, satılan demir somyayla vedalaşırken ağlaması da, rüyalarıyla gerçeği karıştırması da... Yalan değil yaşamak zor bu Merkür le balık burcunda konuşlanan ama yapacak bir şey yok. Ama kızın başı sadece Merkür le dertte değil. Ona en büyük kötülüğü Neptün yapıyor aslında. Kız görmüyor. Bakıyor da görmüyor. Sol 2,5, sağ 1.75 derece ama bu başka bulanıklık. Kız görüyor ama bambaşka suretlerde. Neptün yapıyor bunları. Çomak sokup aslında çok da berrak olmayan akıl suyunu bulandırıyor. Hiçbir derecede hiçbir mercek düzeltemiyor bunu, olan kıza oluyor.
Kız yedinci göbekten mutasyona uğramış Amazonlardan aslında. Göğsünün birinin diğerinden küçük olması da bunu açıklıyor yeterince. Marsın kızı olarak savaşçı olmak iyi güzel de yine de Athena’nın kızı olmayı tercih ettiği zamanlar oluyor kızın. Mesela ağlarsa sinirden ağlıyor kız, oysa yüreğinin telleri bir bir titrediğinde gözlerinde yoğuşan gerçek yaşları kimsecikler görmeden döküyor kız ama kimse bilmiyor bunu. Kız idealar dünyasından düşüp gelmiş. Ona göre olmayan bu dünyada insanlar da ona göre değil. Neptün miyobu gözleriyle insanlara bakınca aslında seviyor onları. Göze hoş gelen çok tarafları var çünkü. Mesela en güzel ağladıklarında güzel oluyor bu dünyanın insanları. Öyle düşünüyor kız. Bir de uyurken çok güzel oluyorlar. Bebek gibi. Kız bu insanları sevdi çoğu zaman. Çoğaldı, çarpanlarına ayrıldı, çoğalmayı sevdi. Aynı anda bir kaç yerde birden olabildi çoğalınca. Partikülleri ayrışınca. Fakat her seviş sonrası bu partikülleri bir araya getirmede zorlandı kız. Kimi parçaları buharlaşıp uçarken, kimi yağmurla toprağa karıştı kızın. Kimi havada asılı kaldı, bulutlara asit yağmurlarıyla kirli kirli yağmak üzere gökdelenler üstüne, kimi çoğunlukla balkanlardan gelen soğuk hava dalgasıyla daha soğuk yerlere uçtu gitti. Her seferinde gördüğü şey şu oldu kızın. Sevmek başta çoğalttı ama sonra azalttı onu. Bu dünya insanında asit etkisi vardı sanki. Değdikleri tarafları aşındırıyordu bu insanlar. Ama evet, kahretsin, ölesiye güzellerdi. Baktı ki aşına aşına kalmadı kız. Eridi gitti. d= m/v o da ne? özkütle namına bir şey kalmamış kızda. Yakında buharlaşıp uçacak bir meçhule doğru uçan balonlar gibi. Uçmak güzel de ayakların yere basması lazım.
Düşündü taşındı, tatlı tatlı kaşındı kız. Bir şeyler yapacaktı. Kız kalbini çıkardı cam bir fanusun içine koydu ta ki büyüyüp eski haline gelsin. Yoksa bitecek kız. Başka çare yok. Kalp fanus içinde bekleyedursun kız biyonik. Hayat ağır bir yük omzunda, şarkılar anlamsız, yeşil bile çok güzel değil artık. Öyle ya umudun rengiydi. Demek umut da kalmamış. Yazık... Böyle olmaz dedi kız. Bu dünyalı birine aşık olmamaksa mesele, olmayacaktı. Çıkardı kalbi fanusta üç dünya yılı sonra. Gitti bir mermer aldı bir çakı ve bir çekiç. Başladı vurmaya. Vurdukça şekillendi taş parçası. Önce gözler çıktı ortaya. Çatık bir kaş biraz uzun bir burun. İnce dudaklar. Elmacık kemikler kararında çok çıkık değil. Saçlar öne doğru dökülüyor. Sonra uzun parmaklar yaptı kız. Parmaklar gibi endamı da uzun oldu taşın. Biraz şuraya birkaç çekiç, biraz şuraya törpü ve işte karsısında tüm ihtişamıyla bu dünyadan olmayan bir sevgili. Kız oturdu ve şerefine içti yeni sevgilinin. Artık kalbinin bir sahibi vardı işte. Hem değdiği yeri aşındırmayacak cinsten. Daha ne olsundu. Kız önce bir harp verdi sevgilinin eline. Öyle ya o parmakları boşuna mı uzun yapmıştı? Bunun içindi aslında tam da. Tellere değen parmaklar her zaman sıcaktı. Böyle düşünürdü kız. o yüzden eline çok yaraştı harp sevgilinin. Şimdi bir isim lazımdı. Düşündü kız. Kelimelerin sihrine inanırdı. Olabilecek en sihirli kelime olmalıydı bu isim. Kız bulamadı bir isim.
Üç dünya yılı sonra dışarı çıkardığı kalbi yerine monte etti kız. Damarları sinirleri bağladı kılavuzdaki gibi bağladı. Atar damarlar, toplardamarlar, kapacıkları da taktı mı tamamdır. Eski ritmine kavuştu kısa süre sonra. Gitti en güzel şarkıyı açtı kız ve öylece karsısında durdu isimsiz mermer sevgilinin. Harpı tutan parmaklarına dokundu önce. Fakat buz gibi, kalbindeyse tek bir tıkırtı yok. Belki normal fonksiyonlarına henüz kavuşmadığından. Belki kardiyovasküler dokusu zamanla işlevini kaybetmişti. Kız bilemedi. Beklemeyi seçti.
Kız bekledi. Beklerken kalbine güzel melodilerin en pes notaları doldu, sonra güzel insanların ellerini sıkarkenki sıcaklıkları. En çok şarkılara tekrar döndüğüne sevindi kız. Gitti, köşedeki küçük kulübede loş ışıkta müzik yapanları dinledi. Harp sesleri doldu içine. Sonra gıy gıylar ama en çok tellerin çıkardığı sesi sevdi kız. Sanırım bu dünyaya ait olan en güzel şey şarkılar diye geçirdi içinden. Belki de duyma yetisi sırf bu yüzden verildi kim bilir... Kız şarkı mırıldanmaya başladı önce. Sonra ses perdesini yükseltti bulaşıkları yıkarken. Derken bu en içli perden en içli nağmeleri okumaya kadar vardı. Kız şarkı söylerken aslında üç dünya yılı boyunca sesini unutmuş olduğunu fark etti.
Kalp sevgili için çarpmayı bekleyedursun kız kentin dükkânlarından birine girdi ve yemyeşil bir elbise aldı. demek yeniden umudu vardı artık. Ne güzel. Fakat güzel olmayansa kız elbisesini giyip de geçince karşısına mermerin kalp atışlarında en ufak bir aritminin olmaması. Ellerse her zamanki gibi buz gibi. Bir hüzün perdesi indi gözlerine, yeşil elbisesi üzerinde öylece çıktı sokağa. Gece sokak lambası altında oturmayı severdi kız. Gitti sarı ışığı kendini bile aydınlatmayan birinin altına oturdu kaldırıma. Köşedeki müzikevinden harp sesleri geliyordu. İçi yumuşadı kızın. Sokağın ucundan biri belirdi sonra. Baktı uzunca boylu, saçları alnına dökülen. Sonra parmakları uzunca. Biraz daha yaklaşınca burnunun da hafifçe uzun olduğunu gördü. Bu adamı daha önce gördüğüne yemin edebilirdi. Eve koştu. Mermere dehşet içinde baktı. Her zamanki taşlığıyla karşısında öylece duran, henüz bir isim bile bulamadığı... Sonra lambalı sokağa koştu. Gözleri karanlıkta adamı aradı. Adam sokağın sonunda karanlıkta gözden yitti. Lambanın altında Neptünü gördü. Sakalları yerleri süpürür vaziyette kaldırımda asasına dayanmış oturuyordu.
Bıyık altından gülüyordu....
Yazarın Diğer Yazıları
Anane sorunsalı üzerine?
HER ŞEHRİN BİR RUHU VARDIR
?Öteki?lerin Yazısı
Neden feminizim?
Mevsimlik Çile
KORİDORA SIĞDIRILAN İNSANİYET
MESUT İNSANLAR KÜTÜPHANESİ
DİL DEVRİMİ VE DİLDE ?ŞENKÖY PRENSİPLERİ? ÜZERİNE ABSÜRD BİR YAZI
BİR PYGMALION ÖYKÜSÜ
KADININ ESTETİK ALANA HAPSEDİLMESİ
YAPILMIŞ YORUMLAR
henüz yorum yapılmamış...
Yorum Yaz / Bilgi Ekle
Yorumunuz (yazınız) editörlerimizce indelendikten sonra burada yayınlanacaktır...
Adınız/Soyadınız
*
E-mail adresiniz
Yorum Detayı
*