Ermeni sorunu dedikodusu

 

Eşlerin sorunlarının mahallenin ağzına düşmesi gibi, bugün Ermeni meselesi “uluslararası bir dedikodu” haline gelmiştir. Dünya bu işin çözülmesini istememektedir.

İhsan Işık

Prof. Dr. Amerikan Türk Ticaret Odası (ATCOM) Başkanı- Rowan Üniversitesi Öğretim Üyesi 

Sosyal bilimciler karmaşık sorunları herkesin anlamasını sağlamak için teşbih yaparlar. Mesela kamu yönetiminde devlet ‘babaya’, halk ise ‘çocuklara’ benzetilir. Devlet kurumları arasındaki uyumlu çalışma ise vücudumuzdaki organlar arasındaki ilişkiye benzetilir. 100 yılı aşkındır başımızı ağrıtan Ermeni meselesi de yıllardır dallanıp budaklanmış, sokaktaki insanımızın havsalasını zorlayacak karmaşıklığa ulaşmıştır. Neredeyse herkesin taraf olduğu bu mesele, aslında ‘şahsi ve mahrem’ bir meseledir. Tarafları da, el alem değil bin yıldır aynı yastığa baş koymuş Türk ve Ermenilerdir.

Mart ayı sonunda Başbakan Erdoğan’ı ziyaret eden Ermeni Cemaati liderlerinden Bedros Şirinoğlu 1915 olaylarını “arasına nifak sokulmuş iki samimi arkadaşın birbirini üzmesi” olarak nitelemişti. Şahsımca bu iki kadim millet arasındaki tarihi ilişki, daha çok bir “karı koca” ilişkisidir. Karadeniz Ekonomik İşbirliği çerçevesinde 1997’de kurulan Türk Ermeni İş Geliştirme Konseyi (TABDC) Eşbaşkanı Kaan Soyak geçen sene Aras adlı ortak bir sevda filmi yapılmasına destek olduklarını, ama iki tarafın da “kimin kız, kimin erkek” tarafı olacağı konusunda kıyasıya tartıştığını dile getirmektedir. İki taraf da arada bir “aşk ilişkisinin” var olduğunu kabul etmekte, ancak “kimin karı kimin koca” olduğu konusunda tartışmaktadır. Asılda ittifak, teferruatta ihtilaf vardır. Bu kadar sevgi ve nefret, kapris ve entrika, ihanet ve şiddet dolu bir geçmiş, iki arkadaştan ziyade, ancak karı koca arasında yaşanabilecek türden bir platonik ilişkiye delalet ediyor.

Aile içi meselemiz

Karı koca ilişkisi özel ve nazik bir ilişkidir. Arada bir ihtilaf ve niza varsa, bunu ancak eşler kendi aralarında konuşarak ve anlaşarak çözebilirler. Eşlerin yakınları anlaşmazlıklara hakem olurlarsa, dışarıdan müdahaleler aile kurumunun asayişini ve bağımsızlığını bozar. Ayrıca bir kere bu kapı aralanırsa, ileride zuhur edecek her türlü küçük büyük meselede, bu teamül aileyi dış güçlerin kendi kozlarını paylaştığı açık bir arenaya dönüştürebilir. Bu da, işleri çözmek yerine, herkesin müdahil olduğu bir keşmekeş doğurur.

Türkiye’nin Ermeni meselesi de buna benzemektedir. Bu iki millet bin yılı aşkındır beraber olmuştur. Ancak, daha sonra dış müdahaleler ve gelişmeler maalesef bu iki eş arasına fitne ve nifak sokmuştur. Kendi aralarındaki anlaşmazlıkları kendileri çözmeyince (veya çözemeyince), aile içi meseleler, ortalığa dökülmüş, ilgili ilgisiz herkesin ağzına düşmüştür. Bugün bu iki eş arasındaki sorunlara -hiç alakası olmadığı halde- Afrika’dan Amerika’ya herkes burun uzatmaktadır. Bu da hem Ermenilere hem de Türklere zarar vermektedir. Osmanlı güçlüyken aile meselelerine hiç kimseyi karıştırmadığı gibi, kimsenin mahremine yan gözle bakmasına, aklını çelmesine de izin vermemiştir. Ancak, imparatorluğun zayıflamasıyla, evde bir sorun hisseden dış güçler, her fırsatta Osmanlının iç işlerine karışmaya, mahremini ayartmaya yeltenmiştir. Mesela, Fransız ve Avusturyalılar Katolikler ile Maronilerin, Ruslar Ortodoksların, İngilizler Dürziler ile Protestanların haklarını koruma bahanesiyle hem Osmanlı üzerinde nüfuz genişletmişler, hem de içerde karışıklık çıkarmaya çalışmışlardır. Osmanlı, 1839’da Tanzimat Fermanıyla, ev reisi olarak, daha fazla özgürlük ve hak isteyen ev ahalisine bu hakkı kendisi teslim etmiş, dış müdahaleleri savmaya, özel sorunlarını kendi içinde çözmeye çalışmıştır.

Türkler ve Ermeniler tarihi meselelerine aile içi bir geçimsizlik ve şiddet meselesi olarak bakmalıdırlar. Bugün yirminin üzerinde ülke bu meselede kendi kendine resmi hüküm vermiştir. Amerika’nın 40 eyaleti, bu iki ülkenin yerlerini bile gösteremeyecek senatörlerinin el kaldırmasıyla, bu konuda taraf olmuştur. Eşlerin sorunlarının mahallenin ağzına düşmesi gibi, bugün Ermeni meselesi “uluslararası bir dedikodu” haline gelmiştir. Dünya bu işin çözülmesini istememektedir. Türkler ve Ermeniler hariç, herkes bu cümbüşten zevk almaktadır. Dünyada on binlerce lobi firmasından, milyarları bulan “ikna dolarlarından” bahsedilmektedir. Bugün, bu ihtilaf (soykırım meselesi) da önemli bir uluslararası rant kaynağıdır. Ermeniler ve Türkler birçok dünya başkentinde şişman kedilerin ekmek kapısıdır. Aralarındaki ailevi sorunu çözmek için İsviçre’de bir araya gelip protokoller imzalayan Türkiye ve Ermenistan, dünyadan köstek değil, destek beklemektedir. Karı koca barış masasındayken, İsveç ve ABD parlamentolarında alınan kararlar kasıtlı değilse(!), ilgisiz ve zamansızdır.

Batı’ya akan ‘ikna paraları’

Anlaşılan, birçok çevre, bu filmin hiç bitmemesini istemektedir. Çünkü bu iş hem eğlenceli hem de kârlıdır. Her sene 24 Nisan öncesi, iki toplumun vergilerinden milyonlarca dolar Batı ülkelerine “ikna parası” olarak transfer edilmektedir. Türklerle Ermeniler şapkalarını önüne alıp iyi bir muhasebe yapmalıdırlar. Bin yıldır aynı dili konuşan (üçüncü kuşak diaspora bile hala Türkçe konuşmaktadır), kültürleri neredeyse aynı olan bu iki toplum, sorunlarını ne yapıp edip kendi aralarında çözmelidirler. Kimin haklı olduğunu tescil etmek için bir asırdır “paragöz” ecnebi avukatları zengin ediyorlar. Kimin haklı olduğu artık önemli değildir. Bu sorun bir iş ilişkisi değil, duygusal bir ilişkidir, ancak karşılıklı jestlerle çözülür. O yüzden Türkiye’nin 2005’te teklif ettiği tarih komisyonu fikri bu işi ancak kısmen çözebilir (komisyonda haklı çıksak da, bunun kabulü ve kavgası yıllar alabilir).

Geçmişe değil geleceğe bak

Türkiye bu konuda kendi gerçeklerini anlatmakta gecikmiştir. Dünya artık doğru veya yanlış kanaatini oluşturmuştur. Amerikan Ermeni Asemblesi’nden Brian Ardouny “soykırımı tarihi olarak ispatlamamıza gerek yoktur, zaten politik olarak hâlihazırda kabul görmüştür” demektedir. Bu tek yanlı kanaat 100 yılda iman etme mertebesine ulaşmıştır. Yunanistan’la yaptığımız gibi, iki ülke olarak geçmişin karanlığına dalmaktansa, geleceğe odaklanmamız gerekmektedir. Türkiye için, bütün dünyaya laf yetiştirmeye çalışmak, haklı olduğunu ispat etmek yerine, eski eşinin gönlünü almaya çalışması daha kolaydır. Ermenistan dediğimiz, Türkiye’nin bir vilayeti nispetindedir. Takriben 2 milyon nüfuslu bu ülke çok fakirdir. Ekonomisinin büyüklüğü 18 milyar dolar, toprak büyüklüğüyse 30 bin km2 (Ankara) kadardır. Böyle bir ülkenin gönlünü almak yel değirmenlerine ve yedi düvele karşı her sene amansız mücadele etmekten daha kolay ve daha ucuzdur. [Soykırım konusunda sus payı olarak (Fransa’ya, Amerika’ya uçak ve silah ihalelerinde) daha ne zamana kadar pahalı ödünler vereceğiz? İncirlik üssü ve Irak daha ne kadar bize koz olarak hizmet edebilecek?] Uzlaşma için zemin bundan iyi olamaz. Ermenistan’da Türkiye ile ilişkilerin gelişmesine karşı çıkanlar azınlığı (yüzde 30) oluşturuyor. Uluslararası rantın bir parçası olan Taşnak radikalleri hariç (yüzde 20), Ermeni diasporası da ana vatanlarının refah ve huzurundan yana. Nitekim TABDC’ye göre, diasporanın yüzde 60’ı imzalanan protokolleri desteklemektedir.

Türkiye, bu meseleden yıllardır nemalanan üçüncü ve uzak ülkeleri devreden çıkarmalıdır. Bunun adresi de binlerce kilometre uzaktaki Washington veya Brüksel değil, bir adım ötedeki Erivan’dır. Türkiye, bu özel sorunu mahkeme dışında eşiyle (karşılıklı helalleşme ve bir kaç jestle) tatlıya bağlamalıdır. Erivan’a ve Bakü’ye temsilcisini yollayan Erdoğan doğru yoldadır. Ancak, bu iki başkent şimdilerde Moskova’nın arka bahçesine düşmektedir. Ermeni sorunu iki eş arasındaki özel bir sorundur. Eşin barış için gönlü vardır, lakin Moskova’daki abisinin gözüne bakmaktadır. Zamanla, kan kardeşlerimiz Azeriler de sorunun bir parçası haline gelmiştir. Ancak onların da bir gözleri Moskova’daki arkadaşlarındadır. Dolayısıyla, şu an tarafları kilitleyen Karabağ meselesinde tüm oklar Rusya’yı göstermektedir. Anlaşılan, Türkiye’nin hem eşini hem de kardeşini aynı anda kazanması ve küresel yükselişine devam etmesi için, komşusu Moskova’ya ihtiyacı var. Çok eleştirilen Erdoğan-Putin yakınlaşması, Türkiye için tarihi hale geliyor. Bu kurtlarla dans, insanı ‘Ulu Hakan’ da yapar, ‘Kızıl Sultan”’da! Lakin, ekonomi de, siyaset de, hatta, hayat da bir risk değil mi?

isik@rowan.edu

***************************************************************************************************
YAZI SONRASI (AFTERWORDS):

Nisan basi bu yaziyi kaleme almistim. O gunlerde Turkiye ve Amerika arasi cok gergindi ve kopruleri atmak uzereydiler. Ancak bu yazi gecikmeli olarak uc hafta sonra yayinlandi. Ancak yazinin onemli mesajlarinin sonradan sahnelenmesini ve tatbikini gormek beni mutlu etti.

Washington?da Basbakanin ve Davutoglu?nun Ermeni meslektaslariyla bulusmasi, buraya gelmeden once temsilcilerini Erivan?a gondermesi, sonra Davutoglu?nun bu isin ancak iki ulke arasinda cozulebilecegini ve ucuncu ulkelerin buna golge etmemesini soylemesi (Ali Aslan/Washington) ve buyukelci ve konsoloslarin Ermeni diasporasinin ilimli kesimine ulasmasini tenbih etmesi veMehmet Ali Birand?in kose yazisinda Turkiye?nin Ermenistan?la onemli mesafe aldigini, Azerilerin de bu konuda belli destek ve acilimlar yapmasini istemesi, bizim yazida iki-uc hafta once tavsiye edilmis ve dile getirilmis noktalardi. Erdogan?in Ermenistan?in Karabag?da iki koridordan cekilmesiyle, cozumun hizlanacagini iddia etmesi de bizim mesajlara paralel...

Bu sorun Turkiye?nin kuresel guc olma yolundaki en buyuk engel. Bunu 2 milyonluk ve bize muhtac fakir  Ermenistan?la cozulmesi, bin bir kisiyi ikna etmekten daha kolay gozukuyor. Basbakanin simdi Sarkisyan?a "sartlar ne olursa olsun masadan kalkilmamasi" mesajini verdigini soylemesi de "ikili diyalog arayislarinin" en ideal cozum yolu oldugudur. Azeri meselesinde de cozum Moskova gibi. Karabag?da bir ilerleme icin Moskova?nin isareti onemli. Hatta Rusya bolgede bir Avrupa Birligi gibi "ortak pazar" dusundugu, o zaman Karabag meselesini cozecegi iddialari var. Bu yuzden "Erdogan-Putin" yakin iliskisinin onemli olacaga benziyor.

Insallah Turkiye yoldaki bu engellerin ustesinden siyasi maharetle gelebilir ve dunya barisi ve adaleti icin gerekli yukselisine devam eder.

Sen derin sevgi ve saygilarimla.


IHSAN ISIK, Ph.D.
Professor of Finance
Department of Accounting and Finance
William G. Rohrer College of Business
Rowan University
201 Mullica Hill Road
Glassboro, NJ, USA 08028
Tel: 1-856-256-4500 (ext:3486)
Fax:1-856-256-4439
E-mail: isik@rowan.edu

Yazarın Diğer Yazıları

YAPILMIŞ YORUMLAR

Dilara ÇINAR - 2010-05-06 19:51:29
Böyle işlenmiş cevheleri Mardin Artuklu Üniversitesinde görmek en büyük temennimiz. Ama bugün ama yarın...

Yorum Yaz / Bilgi Ekle

Yorumunuz (yazınız) editörlerimizce indelendikten sonra burada yayınlanacaktır...

Adınız/Soyadınız *

E-mail adresiniz

Yorum Detayı *