Haritada biri diğerinden basit bir çizgiyle ayrılır garip gurup şekillerde şehirler… Oysa hepsinin bir ruhu, mistizmi, vaat ettiği ve/veya vaat etmedikleri vardır kendince… Hepsinde güneş farklı batar, doğduğu gibi; her birinde rüzgar farklı eser hiç esmediği gibi…
Bazı şehirler heybetlidir. Daha tabelasına henüz rastlamışken dünyanın merkezinde sandırır insana kendini; geniş caddeleri, kalabalık meydanları ve gökleri delen yapılarıyla insanoğlunun kudretini solutur. Hep kalabalıktır, egosu şişik…
Kiminin sefaleti kendinden büyüktür. Biri diğerine eklenirken evler, sınırı da kalmamıştır artık, haritadan taşar kendine ayrılan yerden. Geceyi karbondioksitle içine çekmek, turuncu bir bulut yığını arkasına gizlenen yıldızları seçememek bu şehirlere özgüdür. Alır, iyice çiğner sonrada balgamıyla birlikte tükürür insanı hayatın kanalizasyonuna.
Sonra çatılı evleri olan şehirler vardır. Sokakları ağaçlı, belirli aralıklarında çeşmeler… Güneşi susatmaz ya, yine de bu cömertliğindendir. Beyaz sıvalı evler, mavi boyalı kapılar; yeşil de mavi de yettiği kadar… Çelik çomak sesleri arasında bir akşam ezanı uzunluğunda çocukluklar… Çocuk olmak güzel en çok böyle şehirlerde.
Bir de sarı şehirler… Aslanları ağzından tarih fışkıran havuzlara. Taş içine hapsolmuş kokusuyla sapsarı şehirler. Duvarlarında kök boyadan figürler, bağrında onca sır; rüzgarın, yağmurum, selin, dolunun aşındıramadığı şehirler… Daracık sokaklarında yürürken kahve kokusu ve de leblebi; nal sesleri kubbeler altında ve işinde gücünde insan sesi her çekiç darbesinde bakırcılar çarşısında… Azıcık aşı ama beladan kurtulmayan başıyla yine de memnun yine de kanaatkar insanını taştan bağrına basan şehirler… Bir damlacık suyunu esirgese de bulut, hiç acımadan yaksa da güneş ve Hades inatla Demeter ı alıkoysa da çalıntı bir baharı olan şehirler, dünyanın en güzel ve renkli çiçeklerinin açtığı...
Mardin gibi…
yeliz ay - 2010-03-15 23:38:46ne söylenebilir ki böylesi kalemi kağıda mardin?i nakşetmiş bir yüreğe...
Adınız/Soyadınız *
E-mail adresiniz
Yorum Detayı *