Mevsimlik Çile

 

Güneydoğunun kanayan yaralarından sadece biri ama sorsanız belki de en hazini. unutulmuşluklar silsilesinde unutulmuş bir gerçek, yokluğun büründüğü en çirkin yüz: mevsimlik işçiler...

doğa yağmurunu, çamurunu karını bulutunu esirgemiş de güneşinden esirgememiş hiçbirşey. üvey evlat güneydoğu -doğanın da üvey evladı-, apollonun amansızca fırlattığı güneş oklarının altında kavruladursun, 21. yy ı geride bırakmış medeniyet tarihinin ortalama bir ülkesinin vatandaşına verebildiği tek şey olan artezyen kuyusu kurusun. göğünde bulut olmayan, kırsal yoksulun da yoksulu köylüye tası tarağı toplayıp gitmek düşsün. olacak iş değil, çekilecek dert hiç değil.

yaz görünür görünmez ufukta, toplayıp çoluğu çocuğu, belki bir transite doluşarak, belki bir kamyonetin arkasına istiflenmek suretiyle doğanın öz evlatlarına doğru yola çıkmak... kolay değil güneydoğudan haritanın soluna gitmek. ülke içinde sürgün gitmek bunun diğer adı; zaman ve mekan düzleminde boyut değiştirmek başka bir deyişle.

karadenizde fındık, manisada salatalık, izmirde domates, kayseride pancar, adanada pamuk, kayısı toplayan, geceyi gündüze katıp, gündüzü geceye ekleyip çalışarak mega çadırkentlerde oturan, on saat çalışma karşılığı günlük 23 lira kazanan sayısı on dokuz bini bulan bir güruhtan bahsedioruz. neden bunca kalabalık bir sayıya rağmen bu ölümcül suskunluk dersiniz? sigortasızlıktan olabilir mi mesela? ya da pamuk ipliğine bağlı hayatlardan çoktan kesilmiş umudun sessiz bir kabullenişin ifadesi mi? yoksa yokluğun olmayan başka çaresi mi?

cevap: hiçbiri ve hepsi...

bir mevsimlik işçinin sarp yükseltilerden metrelerce aşağı düşmesi haber bültenlerini ne kadar meşgul edebilir? öyle ya, kabak tadı veriri bu tür ölümler her yıl tekrarlanarak. o yüzden gerek yoktur her defasında bir ölüm haberi vermeye. yaşlı genç demeden ailecek gidilen bu mevsimlik çaresizlikte metrelerce aşağı yuvarlanmak an meselesidir oysa, kimse duymasa da ölüm oralarda bir yerde kol gezmektedir. ötesi allaha kalmış...

ama kayıt yaklaştı, harç parası lazım; okul açılacak, kitap-defter öteberi; kış için yakacak odun, yiycek-giyecek vesaire lazım. öyle ya da böyle gitmek lazım uzak diyarlara. fakirlik nasıl allahtansa ölüm de allahtan...yapacak bişey yok...

hersey tamam da şu "insanoğlunun en yakın akrabası muamelesi" olmasa; ailecek doldurulmaya gidilen ve psikolojik olarak zaten yeterince travmatik olan bu çilede bir de potansiyel suçlu, köle ve "ırgat" gözüyle bakılmasa... büyük harflerle belirtilmiş etnik ikicillik bir de kölelikle pekiştirilmese; uzun yollar tepip efendiye hizmet etmek "trajik yazgıları", "tek gerçeklik"leriymiş gibi addedilmese, alın teriyle çalışmak bu kadar koyar mı insana?

her yıl, yollar dağlar aşıp alnının terini mutlu mesut insanların sofralarına gidenlere damlatmak suretiyle çalışan, farklılıkları yüzlerine neredeyse haykırılarak itilip kakılan, zaman zaman sarp yükseltilerden düşerek ölen, ama ölümüne susan insanlar var... onları tanıyorum... siz bakmayın çoğunun esmerliği sonradan...ve benim domatese, fındık ve salatalığa kızgınlığım bundan...

Yazarın Diğer Yazıları

YAPILMIŞ YORUMLAR

maşallah doğan - 2010-11-03 06:37:31
bir yazı bu kadar mı güzel olur mevsimlik işçileri çok güzel anlatmışsınız sizi tebrik eder başarılarınızın devamını dilerim
osman ay - 2010-09-19 08:29:35
teşekkürler EMİNE
necati kapanoğlu - 2010-09-13 10:51:42
bir yazı bukadar vurucu olabilir. mevsimlik işçiler bu kadar dile gelir. diyecek pek bişey bulamıorum sizi tebrik eder ve yazılarınızın devamını merakla beklerim. iyiki varsınız

Yorum Yaz / Bilgi Ekle

Yorumunuz (yazınız) editörlerimizce indelendikten sonra burada yayınlanacaktır...

Adınız/Soyadınız *

E-mail adresiniz

Yorum Detayı *