-
Midyat’ta en büyük problemlerden birisi de otopark problemidir. Midyat’ta arabanızı park edebileceğiniz bir tane bile otopark bulunmayışı, modern şehircilik anlayışına ters bir yönetim şeklidir. Ben Midyat’tayken yaşadığım bir olayı sizlerle paylaşırsam olayın vahametini daha iyi anlarsınız. Midyat’lı olan esnaf arabasını park etmek için şehir merkezinde uygun bir yer arar ama bulamaz. Arabasını Atatürk ilköğretim okulunun oralarda bir yere park eder. Güvenli olarak park edebileceği başka bir yerde bulamaz zaten. Arabasını almak için geri döndüğünde ise arabanın benzin dış kapağı kırılmış ve iç kapağının yerinde ise yeller esmektedir. 1-2 saat çevreyi arar tarar ama bulamaz kapağı. Etraftaki çocuklara para vaat edince kayıp kapak 2 dakika içinde bulunuverir. Bir Midyat’lı arabasını güvenle park edebileceği bir yer bulamazken bir turist nasıl güvenle arabasını park edebilir? Şehri ikiye ayıran anayolun iki tarafı da arabalarla dolu durumda ve evleri şehir merkezine 100-200 metre uzaklıkta olan insanların arabayla şehir merkezine gelip arabalarını yol kenarlarına akşama kadar park etmelerinin mantığını bir türlü anlayabilmiş değilim. Medeniyetler Beşiği olmakla övünüyoruz ama hiçbir medeni ülkede bu görüntü kirliliğini görmedim.
-
Midyat kuyumcular çarşısının hemen önüne turist otobüslerinin park etmesi, bir medeniyet göstergesi değil ancak gelişmemişliğin bir göstergesidir. Hiçbir turizm bölgesinin en merkezi yerine otobüslerin park etme lüksü yoktur. Gelen turist otobüsleri şehirlerarası otogara yönlendirilirse hem kazanç sağlanmış olur hem de şehir merkezi görüntü kirliliğinden ve trafik yoğunluğundan kurtulmuş olur. Belediye tarafından yetersiz olmakla beraber konulan çöp kutularının kullanılmayıp, herkesin elindeki artıkları yerlere atması kabul edilemez bir durumdur.
-
Midyat’ta sadece yöresel yemek yiyebileceğiniz bir lokantanın olmayışı, Midyat’ta yaşayanlar için bir şey ifade etmeyebilir ama ilk defa gelen bir turist için çok önemlidir. Birkaç lokantada yöresel yemek diye sunulan yemeklerin ne kadar yöresel olduğu ayrı bir tartışma konusudur. Evlerde pişirilen bulgur pilavının, güvecin, içli köftenin ve diğer yemeklerin benzerini bulabileceğiniz bir lokantanın açılması turizm açısından çok önemlidir. En basitinden, evlerimizde yaz aylarında iştahla yediğimiz Mehir çorbasını kaç lokanta şortan’la (Şortan: Süzme yoğurdun küçük toplar halinde kızgın güneşte kurutulmasıyla elde edilen ve mehir yapmak için kullanılan ve uzun süre dayanabilen gıda maddesi) yapıyor? Şortanla yapılmayan mehir çorbasına yöresel yemek demek ne kadar doğru olur takdirlerinize bırakıyorum. Sadece yöresel yemekleri yapan lokantaların açılması kadınların istihdamı için de yeni bir iş alanı oluşturacaktır. Düşünsenize lokantaya gidiyorsunuz ve hemen önünüzde içli köfteler yapılıp pişirilip sıcak sıcak size servis ediliyor. Yapılışından servisine kadar tüm aşamaları gözünüzün önünde bir film şeridi gibi geçecektir. Bu hizmetin Midyat’a ilk defa gelen bir turistin zihninde yaratacağı etkiyi hangi lüks lokanta sunabilir? Gelen turistlerin birçoğu Adana kebabını da, et şişi de, pideyi de geldiği yerde zaten yiyebiliyorken onları nefis yöresel yemeklerimizden mahrum bırakıp her yerde bulabileceği yemekleri sunmak akılla açıklanabilecek bir durum değildir.
-
Diğer çok önemli bir konu ise Telkari konusudur. Defalarca dile getirmeme rağmen, maalesef Midyat telkarisi artık bitme noktasına gelmiştir. Midyat telkarisini yapmak, emek, ustalık ve beceri ister. Maalesef bu işi yapan ustaların büyük bir kısmı çalışırken gerekli tedbirleri almadıkları için görme yeteneklerini kaybetmeyle karşı karşıya kaldıklarından artık işin kolayına kaçmak zorunda kaldılar ve vitrinlerini Beypazarı, Trabzon ve Tayvan gümüşleri ile doldurmaya başladılar. Kolay bir kazanç kapısı olarak görülmeye başlanınca mantar gibi Gümüş satan dükkanlar bir bir açılmaya başlandı. Geçenlerde Midyat’ı ziyaret eden bir arkadaşım bana büyük bir hevesle Midyat telkarisi aldığını söyledikten sonra ben de neler aldığına bakmak istediğimde şaşkınlığımı gizleyemedim. Çünkü arkadaşıma Midyat telkarisi diye satılan gümüşler Uzakdoğu ülkelerinden ithal edilen markazit gümüşten başka bir şey değildi. İşin en önemli ahlaki(?) noktası ise arkadaşıma bu gümüşlerin Midyat telkarisi diye satılmış olmasıydı. Midyat telkari sanatı can çekişmektedir. Gerekli tedbirler alınmadığı zaman Midyat telkarisi diye bir şey kalmayacağını tahmin etmek için kahin olamaya gerek yoktur.